Osmanlı’da Bir Cadı Olayı

Yıl 1833 o zamanlar Bulgaristan’ın Tırnova kasabası Osmanlı idaresinde, ancak bir sıkıntı var ! Kasaba şimdiye kadar duyulmamış, görülmemiş olaylara sahne oluyor. Ürkütücü söylentilerle çalkalanıyor. 7’den 70’e herkes korku içinde.Hele de gün batımından sonra yaşananlar, bizim eve de girerlerse tedirginliği insanlara geceyi dar ediyor. Osmanlı Döneminden bir cadı hikayesini okumaya hazır mısınız ?

Tırnova’da Cadı Olayı

 

Kasabada gece boyunca açıklamsı zor olaylar gerçekleşiyordu. Kiler ve mutfaktaki un çuvalları parçalanıp boşaltılıyor, üzerine yağ,bal dökülüyor kimi zamanda içine toprak karıştırılıyordu.Yatak yorgan yastık ne varsa didik didik edilip dağıtılıyordu. Kafasına taş toprak çanak çömlek atılanlar bile vardı, bazı insanlar saldırıya uğradıklarını uyurken üzerlerine manda çökmüş gibi hissettiklerini ve bu şeyden güç bela kurtulduklarını söylüyorlardı.Tırnova’da neler oluyordu ?

 

Bu soruya doğru düzgün cevap veren yoktu çünkü tüm bunları kimin yaptığını gören olmamıştı ama tüm bunların bir açıklaması olmalıydı. Sonunda tüm bunların cadı işi olduğuna karar verildi.Madem tüm bunları cadılar yapıyordu o halde derhal islimye kasabasından cadıcı diye nam yapan Nicola efendiye haber salındı. Nicola Efendi haberi alır almaz geldi ve olanları halkın ağzından dinledi, olay yerlerini de gezince ”evet” dedi cadıcı Nikola Efendi ”tüm bu olanlar cadıların işi”. Nicola Efendi uzun pazarlıklardan sonra 800 kuruşa kasabayı cadılardan temizlemeye ikna oldu.

Tırnova kadısı Ahmet Şükrü Efendi, Nicola Efendi ve kasabalılar mezarlığa doğru yola çıktı.Cadıların yattıkları mezarları belirleyecekler ve öldürülmeleri için bazı şeyler yapıcaklardı. Mezarlığa Varıldığında yol boyu susmayan insanlar bir anda sus pus kesilmişlerdi. Nicola yanında resimli bir tahta getirmişti, ve bu tahtayı parmağına geçirerek çevirmeye başladı, resim hangi mezara dönük durursa o mezarda cadı yatıyor demekti. Nicola çevirdiği tahtayla iki mezar tespit etti , bu mezarlar yeniçeri ocağının kanlı zorbalarından Tetikoğlu Ali Alemdar ile Abdi Alemdar’a aitti.Bu iki kişi yaşarlarken cinayet yaralama soygun tecavüz gibi akla gelebilecek ne kadar zorbalık varsa hepsine bulaşmış adeta terör saçmışlardı.Yeniçeri ocağı kaldırıldığı zamanda yaşlarının ilerlediği göz önünde tutularak cellada verilmemiş ecelleriyle ölmüşlerdi.

Mezarlar açıldı herkes dehşet ve korku içindeydi, çünkü yeniçerilerin cesetleri bozulmamıştı üstüne bir de iyice büyümüşlerdi. Gözleri açıktı ve kan çanağı gibiydi,tırnakları ve kılları çok uzundu.Korka korka bedenler mezarlarından çıkarıldı. Nicola kasabaya musallat olan ruhların defedilmesi için cesetlerin karınlarına kazık çatmak ve kalplerini kaynar suda haşlamak gerektiğini söyledi. Kazıklar çakıldı yüreklerine kaynar sular döküldü fakat pek bir değişiklik yoktu. Bunun üzerine Nicola bunları yakmak lazım dedi. Etraftan toplanan dal parçaları ve tahtalar tutuşturuldu. Yeniçeriler çatır çatır yandı. Biriken küller mezar çukurlarına dolduruldu ve üzerleri toprakla kapatıldı. Tırnova halkı cadıları cadıları yok etmişti, geceleri rahata kavuşmuşlardı.

 

Tırnova kadısı Ahmet Şükrü Efendi’nin İstanbul’a gönderdiği resmi yazıda olaylar aynen yukardıda anlattığım şekildedir. Devletin resmi gazetesi olan Takvim-i Vekayi’nin 5 Eylül 1833 tarihinde yayınlandı. İnanması güç bir hikaye değil mi ? Ama resmi kayıtlar bu şekilde !