İnsan Köyü Sandığım Yer Onlarınmış | Olaybende İnsan Köyü Sandığım Yer Onlarınmış | Olaybende

İnsan Köyü Sandığım Yer Onlarınmış

Üniversitelerin şimdiki gibi yaygın olmadığı, her şehre bir üniversitenin düşmediği zamanlardı, bense köyümden okumak için ayrılmıştım, tabi o zamanın hayat şartları malum, babamın durumu da malum, hem okuyup hem çalışmak zorundaydım yazları bile şehirde kalıp çalışırdım kışa hazırlık manasında çünkü kış aylarında part time çalıştığım için paranın yetmediği oluyordu, bu hem okul hem çalışmanın aynı anda gitme durumu yüzünden okulu 2 sene uzattım. Bu 6 sene içinde köyüme 2 kez gidebildim sadece ve bu 6 yılın sonunda bir ziraat mühendisi olarak köyüme dönecektim, mutluydum, ama dehşet içinde olmam gerekirmiş.


Üniversite okuduğum şehirden 10-11 saatlik bir otobüs yolculuğundan sonra memleketime geldim. Otogardan ilçe minübüslerine bindim ilçeye geçtim. Ilçeden köy minibüslerine bindim lakin benim köyüm dumanlı dağların zirvelerine yakın bir köydü nerdeyse iki günde bir sis olurdu ve çoğunlukla yağmur yağardı, doğrudan köyüme giden bir minibüs yoktu, bende köyüme en yakın olan köye giden doplmuşa bindim orada indikten sonra da yürümeye başladım yürüyerek iki saatlik yolum vardı elimde valizim yürüyorum hava kapalı,karanlık olmak üzere ama yağmur yağmıyordu.etraftaki ormanlara bakıyorum buraları ne kadar özlediğimi hatırlıyorum, ağaç dallarının gökyüzünün koyu lacivert rengiyle uyumunu seyrediyorum, derken arkamdan bir ışık geldi, bir traktördü gelen bana doğru yaklaştıkça sesi de artık net şekilde geliyordu, yanıma geldi durdu, hayırdır yeğenim kimsin dedi, adamın yüzüne baktım ilk önce şaşırdım ama tanımıştım, dursun emmiydi bu muhtar yani, dursun emmi tanımadın mı beni dedim, affola evladım tanıyamadım dedi, emmi ben körmustafaların mehmedin oğluyum, haa sen şu okumaya giden çocuksun hatırladım şimdi dedi. Gel yeğenim atla traktöre beraber gidelim köye dedi.

Traktörün gürültüsü ve yolu zar zor aydınlatan farları eşliğinde ilerliyorduk ama garip birşey vardı muhtar emmi ben 6 sene önce köyden ayrıldığımda nasılsa hala öyleydi hiç değişmemişti en ufak bir yaşlanma belirtisi yoktu, doğal yaşamak böyle birşey herhalde diye düşünüp üzerinde fazla durmadım, bir süre daha gittikten sonra köye vardık ve muhtar emmi beni köy kahvesinin önünde indirdi dışarıda sundurma gibi biryerde millet oturuyordu kahvedeki kimsenin yüzü tanıdık gelmemişti, traktörden indiğimi gören herkes bana bakıyordu ben de ayıp olmasın diye selamun aleyküm dedim fakat beni tanıyamadıklarından olsa gerek selamımı almadılar, tekrar selam verdim yine cevap yok. Bütün kahve yüzlerinde donuk bir ifade bana doğru bakıyor, tanımadınız mı beni körmustafaların mehmedin oğluyum dedim, hoşgeldin dediler ben böyle diyince nerden gelir nereye gidersin yeğenim dediler uzaktan gelirim, köyüme döndüm artık diye cevap verdim, oradan ayrıldım kahveden içeri girmemiştim çünkü içerdekilerin hiçbirini tanımamıştım. evimiz kahvenin üst tarafında köyün hemen dışındaydı etrafında çitlembik ağaçları vardı evimizin, evime doğru yürümeye başladım. Ancak köydeki sokak lambaları çalışmıyordu karanlıktı heryer, ama önünden geçtiğim bütün evlerin bahçeleri balkonları doluydu herkes dışarda konuşmadan oturuyorlar yada ayakta bekliyorlar, çıt çıkmıyor.


Bu durum beni biraz ürküttü açıkçası yani kafamda mantıklı bir açıklamasını kuramadım istisnasız evlerinin önünden geçtiğim herkes dışardaydı ve sessiz ölüm sessizliği gibiydi, bunun nedeni neydi ki açıklayamıyordum, tabi ki nedenini sonradan öğrenecektim. Bu ürkütücü durumu düşünerekten evine vardım kapıyı çaldım geleceğimden haberleri yoktu evdekilere sürpriz olacaktı. Kapıyı çaldım açan olmadı evin ışığı yanıyordu içeridelerdi yani tekrar çaldım yine açan olmadı, uyudular mı ki bu saatte diye düşündün bir sigara yaktım evin etrafına doğru baktım, hava soğuk sayılmazdı ama sigarayı yakar yakmaz içimi bir titreme aldı donuyordum resmen, evin karşısındaki yola gözüm takıldı titrerken, bir tavuk ve 10 kadar civcivi yavaş yavaş yolda ilerliyordu, açıkçası korktuğumu hissettim bilenler bilir tavuk cinsi gece göremez ve dışarı çıkmaz kümesinde kalır öyleyse bu tavuk ve civcivleri neyin nesiydi ben bu manzaraya bakarken kapı açıldı,
Arkamı döndüm annem karşımdaydı hoşgeldim yavrum diyip ağlamasını beklerken annem sadece şunu dedi hoşgeldin, başka hiçbirşey demedi ve yüzünde de bir his yoktu ne sevinç ne de hüzün, açıkçası bu duruma hem şaşırdım hem üzüldüm yıllar sonra böyle bir karşılama beklemiyor insan tabi hoşbuldum anacım diyebildim buyur geç içeri dedi, geçtim babam salonda çekyatta oturuyordu salona geçtim selam verdim hoşgeldin dedi. O da annem gibi davranıyordu yüzünde mimik yok duygusuz tıpkı Kahvedeki tanımadığım insanlar gibi oturdum biraz yanlarında baktım bana birşey soracakları edecekleri yok bende yukarı kata odama çıktım. Eski köy evi villa gibi düşünmeyin alt katta salon mutfak üst katta 2 oda var. Geçtim odama biraz tozlu ama temiz, zaten yorgun olduğumdan yatacaktım hemen ama huyum vardır yatmadan önce illa bir sigara içmem lazım, yoksa uyuyamam. Çıktım balkona sigara içmek için

Balkona çıktım yaktım sigaramı, balkonda evin önünden geçen yola bakıyor yani hemen 2 metre önü yol, ilerden ayak sesleri duymaya başladım ama birden fazlaydı ayak sesleri yumurta topuk ayakkabı sesleri tak tak tak geliyor, kalabalık bir topluluk evin önündeki yoldan geçmeye başladı bense yukarıdaki balkondan onları izliyorum, fakat geçen topluluk çok garip hiçbir ses seda yok kimse kendi arasında konuşmuyor, sadece ayakkabıların çıkardığı ses tak tak tak! Kafile geçerken aralarında kadınlarında olduğunu farkediyorum ama hepsi karaçarşaflı, istisnasız, yanlarında da sakallı şalvarlı bazıları yaşlı bazıları genç erkekler sadece önlerine bakarak yürüyorlar. Derken bana doğru yaşlı beyaz sakallı adeta yüzünün nuru gitmiş bir adam baktı diğerlerinden farklı olarak. Bana bakarken aynı anda yürüyordu, bakışı insanı dehşete düşürüyordu bu bakışı yazıyla tarif etmek mümkün değil, bir süre bana baktı bense kontrol edemediğim şekilde ondan gözlerimi ayıramıyordum, sonrasında başını yere eğdi ve yoluna devam etti, bense hemen sigarayı atıp içeri geçtim

İçeri geçtim ama hala titriyorum korkudan bir yandan da düşünüyorum gece gece bu kadar insan nereye gidiyor, ayrıca giyimleri neden bu kadar garip, peki ya annemin babamın bana olan tavırları, kahvedeki kimseyi tanımamam, yoksa köye yeni insanlar mı taşınmıştı, bunu uyku uyuduktan sonra sabah öğrenirim dedim ve yatağıma yattım o gece uykuya dalmakta zorlandım çünkü yaşadığım olaylar gördüğüm kafile beni korkutmaya yetmişti, sabah oldu uyandım kahvaltımı yaptım sadece birkaç kelam ettik evdekilerle bunca sene nasıl okudum neler yaptım hiç merak etmiyorlardı sanki, çıktım köyü dolaşmaya o gün güneşli bir gündü, toprak yolda yürürken karşıda oyun oynayan çocukları gördüm

Çocuklar bana doğru baktılar öncelikle daha sonra oynadıkları topu bana doğru atıp hadi abi bi kişi eksiğiz çift kale maç yapalım dediler. Bu sırada bana attıkları top bana doğru gelmemiş arkama doğru düşmüştü, topa doğru koştum yakaladım. Yok çocuklar ben oynamayacağım demek için çocuklara doğru döndüğümde az önce karşımda olan çocuklar kaybolmuştu. Ama nasıl olabilirdi böyle bişey nerdesiniz lan diye bağırdım ses seda yoktu daha da ilginci çocukların saklanabileceği herhangi bir yer yoktu etrafta toprak bi yolun ortasındaydık. Allahım aklıma mukayyet ol neler oluyordu böyle

Bir kaç dakika ilerledikten sonra yine aynı çocukları gördüm yine aynı oyunu oynuyorlardı, hemen yanlarına gittim ulan benden niye kaçıpta buraya geldiniz dedim, çocuklar şaşırdı oyunlarını bıraktılar ne kaçması abi dediler az önce yolun gerisinde beraber oynayacağız dediniz sonrada beni orada bırakıp kaçtınız ya dedim, çocuklar yok abi biz kaç saattir burda oynuyoruz hiç ayrılmadık ki dedi çocukların yüzlerinde yalan ifade yoktu ama benim yüzümde korkunun ifadesi vardı, az önce ben ne gördüm neyle konuştum o zaman diyebildim içimden, çocuklara da hiç bir şey demeden yanlarından ayrıldım

Kahveye girdim öğle vakti olmasına rağmen herkes kahvedeydi yine, hiçbirini de tanımıyorum selam verdim kimse selamımı almadı zaten yolda yaşadığım olaydan dolayı gerginim, korkuyorum kahvedekilerin bu tavrı daha da gerdi beni. Dün gece konuştuğum dayı yine aynı yerinde tek başına oturuyordu. Yanına oturdum dayı direkt dedim siz bu köye yeni mi taşındınız ben sizi hiç görmedim daha önce. Yok yeğenim ben senelerdir, bu köyde yaşarım burda doğdum çocukluğumda burada geçti gençliğimde, yaşlılığımda burada geçiyor dedi, şaşırdım ben mi daha önce hiç görmedim ki düşündüm sonuçta köyden uzun zamandır ayrıydım yüzlerini unutmuş olabilirdim adını sormaya karar verdim, dayı senin adın ne dedim, hasan dedi davutların hasan, birkaç saniye adamın yüzüne baktım kaldım çünkü bu ismi tanıyordum yüzünü de hatırlıyordum, ama karşımdaki yüz kişi benim tanıdığım davutların hasan değildi.
Tamam dayı dedim sadece kalktım masasından o sırada aklıma birşey takıldı dün geceden görüp üstünde takılmadığım birşey, kahvedeki bütün masalara baktım hiçbirinde çay kahve yada başka içecek birşey yoktu, ayrıca okey tavla bunlarda yoktu herkes masasında put gibi oturuyordu ne bir sohbet ne bir muhabbet, bu manzara karşısında korku ve dehşet duyup hemen kahveden ayrıldım, artık garip şeyler olduğunun farkına varmıştım iyice emin olmuştum, hemen eve doğru yürümeye başladım, amacım anneme babama bu durumu anlatıp sormaktı, vardım eve babam televizyon izliyor annemde bulaşık yıkıyordu mutfakta. Direk lafa girdim babama sordum

Baba dedim bu köye taşına birileri oldu mu ben yokken dedim, yok olmadı kim niye gelsin bu dağ başındaki köye, niye sordun ki dedi, baba az önce kahveye çıktım kahvedeki kimseyi tanımadım sadece dün muhtar emmiyi gördüm o da 6 sene önceki gibiydi hiç yaşlanmamıştı hatta daha da gençti dedim. Babam şaşırdı evladım köye ne kimse taşındı ne de yeni birşey yapıldı dedi. Baba dedim az önce davutların hasanla konuştum fakat benim tanıdığım davutların hasan değildi başka birisiydi ama ben davutların hasanım dedi, ayrıca kahvede ne birşey içiliyor ne bir oyun oynanıyor, ne de konuşuluyor öyle put gibi oturuyorlar , kurban olam baba gel kahveye gidelim sende gör gariplikleri dedim, bir iki mırın kırın etse de sonunda ikna ettim kavheye gitmeye. Hemen çıktık yola

Babamla beraber birbirine bitişik evlerin bulunduğu çamur içindeki sokakta yürürken gökyüzüne baktım hava yine kapalıydı lacivert bulutlar güneş ışınlarının yeryüzüne düşmesini engelliyordu ama yağmur da yağmıyordu, bu durum havanın iç bunaltıcılığını daha da arttıyordu. Bu düşünceyle kafamı babama doğru çevirdim bu sırada bir ses duydum, bir uğultu sesine benziyordu ama daha sert bi sesti. Kafamı sesin geldiği yöne doğru çevirdim karşımda duvarları taştan örülmüş bir ahır duruyordu. Baba dedim dur noldu dedi dur dedim sadece dinle birkaç saniyelik sessizlikten sonra yine aynı sesi duydum. Baba dedim duydun mu sesi ne sesi dedi, dinle dedim tekrar aynı ses geldi şimdi duydun mu dedim yok bişey duymadım ben dedi, tahta pencereden ahırın içine doğru bakmak istedim birden, belki göreceğim şeyden korkuyordum ama bu düşünceye de engel olamıyordum, istemsizce tahta pencereye doğru yaklaştım içeriye doğru baktım


İçeride sanki sara krizine girmiş bi adam vardı ahırdaki samanların üstünde kıvranıyordu sırtı bana doğru dönüktü, acı çekiyormuşcasına inliyordu, bu dehşetli görüntüyü görmesi için babamı da çağırmak istedim kafamı ona doğru çevirdim ama o yoktu yolun ileri tarafına doğru baktım ordaydı babam gidiyordu, benim bulunduğum yerden uzaklaşmıştı. Tekrar kafamı ahıra doğru çevirmiştim ki betim benzim attı, az önce yerde sırtı bana dönük şekilde yatan adam şimdi yüzümün bir kaç santim ilerisinde bana doğru bakıyordu nefesini yüzümde hissediyordum, gözbebekleri yukarı doğru bakıyor gibiydi çünkü gözünde sadece beyazlık vardı, ben donakalmış şekilde ona bakarken bana şu sözcükleri söyledi “men ene vema ente “

Bir anda refleksle kendimi geri çektim arkama bile bakmadan eve doğru koşmaya başladım Kafamda düşünceler ve korkuyla eve gittim ben mi herşeyi garip olarak görüyordum yoksa bir gariplik olan ben miydim peki o adamın hali neydi bana söylediği şeyler , eve vardım odama çıktım kafam düşüncelerle doluydu balon gibi olmuştu, yattım akşam uyandım, karnım acıkmıştı akşam yemeği hazırlanmış mı diye bakmak için indim aşağıya. Mutfağa baktım lakin annem yoktu alt katta mutfak kapısının açıldığı bir koridor var o koridordan ilerleyince de salona ulaşılıyor, çıktım koridora salonun ışığı yanıyor ama değişik bir şekilde beyaz florasan lambası değil sarı bir ışık değil, meraklandım yavaşça yaklaştım kapıya doğru kapı aralıktı, aralıktan içeri bakmaya başladım, ve gördüklerimle dehşete düştüm
Odanın belirli yerlerine mumlar konulmuştu annem ve babam yere dizüstü şekilde oturmuş önlerine bakıyorlardı gözleri kapalıydı, asıl korkunç olanı ise odadaki diğerleriydi, dün gece balkondayken gördüğüm kadınlar gibiydi hepsi kapkara çarşaflı yüzleri ve gözleri görünmüyor çünkü hepsi yere bakıyordu, 4 tane kara çarşaflı kadın annemin ve babamın karşısında dizlerinin üstünde oturuyorlardı konuşan ses çıkaran yok,öyle oturuyorlar, mumlar odayı tam olarak da aydınlatamıyor oda yarı karanlık bu karşımdaki manzarayı daha da korkunçlaştırıyor, ses çıkarmamaya çalıştım nefes bile almıyordum neredeyse, düşündüm düşündüm kime anlatabilirim yaşadıklarımı gördüklerimi diye ama aklıma kimse gelmedi bu köyden gitmeyi kaçmayı düşündüm mantıklı olabilirdi, arkamı döndüm kapı aralığından salonu izlemeyi bıraktım, sessiz ve yavaş adımlarla yukarı odama çıktım çantayı alıp kaçacaktım. Odamın kapısını açtım

Karşımdaydılar aşağıda gördüğüm kara çarşaflılar karşımdaydı benim odamdaydı ama oturmuyorlardı ayaktaydı hepsi yere bakar şekilde ayaktaydı , dördüde yanyana şekilde duruyordu, onları karşımda görünce tüylerimin diken diken olduğunu hissettim damarlarımda akan kanın sesini bile duyabiliyordum sanki, bu ilk şoku atlatmamla birlikte hemen arkamı döndüm kaçmalıydım bu evden, arkamı döndüm ama arkamda annem ve babam vardı onlar kara çarşaflılar gibi yere bakmıyordu, ileri, bana doğru bakıyorlardı fakat gözlerinde hiçbir ifade yoktu, heykel gibi bomboş bakıyorlardı

Uyandım, uyanır uyanmaz derin bir nefes aldım nasıl bir rüyaydı bu, çok kötü etkisinde kalmıştım odama etrafıma korkarak bakıyordum saatime baktım akşam olmuştu. Aşağıya inmeye korkuyordum ama inmeliydim sonsuza kadar bu odada sıkışıp kalamazdım, dışarı baktım pencereden yağmur yağıyor ve bende nedense kendimi ıslak hissediyordum, aşağıya indim üzerimde bir tedirginlik korkuyla ilk önce mutfağa baktım direk annnem yoktu, yine rüyamdaki gibi mi olacak korkusu sarmıştı bir de beni, korkak adımlarla salonun kapısına doğru yürüdüm ama bu sefer beyaz florasan lambasının ışığı yanıyordu bu beni bir nebze olsun rahatlatmıştı, kapıda aralık değil kapalıydı ayrıca, açtım kapıyı annem ve babam içeride yer sofrasında oturmuş yemek yiyorlar ben kapıyı açınca gel buyur sen uyuyodun uyandırmak istemedik dediler, geçtim oturdum sofraya yine kendi arasında konuşan sohbet eden kimse yok sus pus yemek yiyorlar sadece başladım ben de yemeğime annem elimin lezzetini kaybetmişti galiba çünkü yemeğin tadı çok kötüydü,

Kötü yemekten sonra salonda hiç durmadım direkt odama çıktım, zaten annem babamla sohbet edecek durumda yoktu ruh gibiydiler çünkü. Balkona çıktım dediğim gibi hava yağmurluydu ve hala yağmur yağıyordu , yaktım sigaramı balkonda içiyorum, köye geldiğimden bu yana olan olayları düşünüyorum, herşeyi kafamda bir mantık çerçevesine koymaya çalışıyorum lakin olmuyor, anlamlandıramadığım şeyler var kafamda, ben bu düşüncelerde sigara içerken yine o ayakkabı seslerini duydum, tak tak tak yine o kara çarşaflı ve sakallı, şalvarlı adamlar yolda yürüyorlardı, yağmur yağmasına rağmen hiçbirinde şemsiye yada yağmurdan koruyabilecek herhangi birşey yoktu, yağmurun altında ıslana ıslana yürüyorlar diye düşünüyorum Yine kimseden tek bir ses çıkmıyor sadece tak tak tak ayak sesleri, bu sefer kendimi geriye çektim balkondan ama hala onlara doğru bakıyorum, bu sırada hepsi birden yürümeyi kestiler durdular

Hepsi yere bakıyor, ıslanıp sırılsıklam olmaları gerekiyor ama bir saniyelik dikkatli bakışım beni kalbimi durduracak kadar ürkütüyor çünkü hiçbirisi ıslak değil, sanki yağmur onlara işlemiyor, balkondan içeri kaçmak istiyorum ama sanki kilitlenmiş durumdayım, gözlerimi onlardan kaçırmak onlardan tarafa bakmaktan kendimi alıkoymak istiyorum ama yapamıyorum sadece onlardan tarafa bakabiliyordum. Kaç dakika bu şekilde kaldıktan sonra tekrar hareket etmeye başladılar toplu şekilde, bende onların tekrardan yürümeye başlamasıyla beraber hareket edebilmiştim, hemen içeri geçtim.


Salona koştum her ne kadar garip davranışlar sergileseler de onlar benim annemdi babamdı, hem yukarıda tek başıma kalmak istemiyordum gördüklerim iyice garipleşmişti, yağmurda ıslanmamak nasıl mümkün olabilirdi düşündükçe deli gibi oluyordum, yukarı kattan indim koridordan geçtim salonun ışığı yanıyordu, içerdelerdi demek ki, açtım kapıyı yalnız kalmayacak olmanın verdiği sevinçle, ama annem babam yoktu televizyon açık salonun ışığı yanıyor ama kimse yok, nereye giderler ki hem bir yere gitseler neden televizyonu, ışığı açık bıraksınlar diye düşünüyorum kapıdan bakıp içeriyi beklerken, gözüm duvarda asılan fotoğraf çerçevesine takıldı, ben bebekken çekilmiş üçümüzün birlikte olduğu bir fotoğraf, biliyordum çünkü senelerdir o duvarda asılı dururdu, ama bu şekilde değil, ters bir şekilde asılmıştı çünkü gözlerimin önündeki fotoğraf, garipsedim bu durumu ayrıca en azından evimin içinde garip bir durum görmek istemiyordum, zaten gördüğüm garip olaylar sarsmıştı beni, gittim yeniden düz şekilde çevirdim fotoğrafı, aynı fotoğrafımız duruyordu, döndüm arkamı televizyona bakayım kafam dağılsın diye, ama televizyon kapanmıştı

Muavinin sesiydi bu gözlerimi ovuşturarak tekrar baktım, evet muavin uyandırmıştı beni … otagarına geldik diyordu, bütün gördüklerim rüya mıydı yani ? Ama nasıl olabilir sanki günlerdir aynı şeyleri yaşıyordum nasıl rüya olabilirdi, bu düşünceler kafamda dolanırken muavin hala suratıma bakıyordu, kendimi toparladım otobüsten indim hepsi bir rüyaydı kötü bir rüyaydı Otogardan ilçe minübüslerine bindim ilçeye geçtim. Ilçeden köy minibüslerine bindim lakin benim köyüm dumanlı dağların zirvelerine yakın bir köydü nerdeyse iki günde bir sis olurdu ve çoğunlukla yağmur yağardı, doğrudan köyüme giden bir minibüs yoktu, bende köyüme en yakın olan köye giden dolmuşa bindim orada indikten sonra da yürümeye başladım yürüyerek iki saatlik yolum vardı elimde valizim yürüyorum hava kapalı,karanlık olmak üzere ama yağmur yağmıyordu.etraftaki ormanlara bakıyorum buraları ne kadar özlediğimi hatırlıyorum, ağaç dallarının gökyüzünün koyu lacivert rengiyle uyumunu seyrediyorum, derken arkamdan bir ışık geldi, bir traktördü gelen bana doğru yaklaştıkça sesi de artık net şekilde geliyordu, yanıma geldi durdu, hayırdır yeğenim kimsin dedi, adamın yüzüne baktım ilk önce şaşırdım ama tanımıştım, dursun emmiydi bu !!!! Yine hiç yaşlanmamış gibiydi !


Bir Cevap Yazın