Göz Perdesi Kalkarsa İnsan Hangi Dünyaları Görür ?

Göz Perdesi Kalkarsa

Dünya nasıl bir yer. Sizce gözlerimizle her şeyi gördüğümüzü mü zannediyoruz. Gözlerimiz bize gerçeği gösteriyor mu? Yoksa aldatıcı bir dünya da mı yaşıyoruz. Kalp gözümüz açık mı? Kalp gözü açık olan insanlar bu dünyayı nasıl gördüler?

Evet değerli izleyiciler bu video da sizlere herkes tarafından merak edilen, göz perdesi kalkarsa ya da kalp gözü açılırsa insanlar ne gibi bir dünya ile karşılaşır sorusunun cevabını vereceğiz. Koltuklarınıza kurulun ve dikkatle izleyin. Keyifli seyirler diliyorum…

Birçoğumuz olacak şeyleri önceden hissetmek, tanıştığımız insanlar hakkında gerçek ve doğru fikirlere sahip olmak, her şeyin altındaki gerçek hayırdan haberdar olmak isteriz. Fakat bunun gerçekten de büyük bir sorumluluk olduğunun bilincine varmamız zaman alır. Bundandır ki, Allah insanoğlunun hepsine değil, çok küçük bir kısmına bu yeteneği bahşetmiştir.

Kalp gözü, yani gönül gözü, ruhun öte aleme açılan penceresidir. İslam dini dışında diğer dinlerde de bu aleme ulaşmak için yapılması gerekenler genelde birbirine çok yakındır. İnsan ruhunun bu bedende, bir bu aleme, bir de öte alemlere açılan penceresi bulunmaktadır. Ruhumuz bu aleme açılan pencereden, beş duyu organı ile hayal alemini ve hafızamız yolu ile de iletişimi sağlar. Bunlardan biri çalışmadığında, ruhun o yöndeki iletişimi kesiliverir. Aynı şeyler öte alemler için de geçerlidir. Ruhumuz, Melekût alemi yani (Ruhların ve nefislerin makamı olan âlemi) algılayabilmek için bu dünyaya olan bağlılıklarını kalben azaltmadıkça, öte alemleri algılayamaz. Nasıl ki, uyumadan rüya görmemiz mümkün olmuyorsa, gönül gözünün öteleri görüp algılayabilmesi de kalbin bu aleme ait bağlılıklarını azaltıp kesmesi ile mümkündür.

Gönül gözünün perdesi, iki türlüdür. Birincisi kalpten manevi pası, Allah’ın zikri ve sevgisi ile silip, melekut aleminin ihtişamlı güzelliği görülmeye başlandığında, kalp İlahi isimlerin nurları ile doldurulur ve bu olay Yüce Allah’ın marifeti ile gerçekleşir. Bu ise ancak gerçek müminlere nasip olur ki, bu durumda olan bir manevi yolcu, ihlasa ererek imanın hakikatine ermiş olur. Bu gibi insanların davranışları samimi, imanları taklitten kurtulmuş tahkike ermiştir. Bunlar asla bir kimseyi dünya menfaatleri için sevmezler. Seven varsa, onun ihlası yalandır.

Kalp gözünün önündeki ikinci perde ise, biraz açlık, biraz yalnız kalmakla kalbin önünden aralanacak olan bir perdedir. Bu perdenin açılmasında görülen alem, çalışıldığı zaman kafir ve mü ‘mine açılabilen, cahillerin esrar ilmi dedikleri, içinde şeytanların ve cinlerin de yaşadıkları, madde aleminin baş gözü ile görülmeyen kısmıdır. Din istismarcıları, cahil insanları bu tür keramet ve kehanet şeklinde anlatılan karışık şeylerle kandırarak onları aldatırlar.

Çoğu kişi bu perdeyi İslam dininde yasaklanmış olan büyü veya değişik dualarla kaldırmaya çalışsa da sonu onlar için hiçbir zaman iyi bitmemiştir.  Ya aklını kaybetmiştir ya da ruhunu… çünkü gördükleri olaylar ve yaratıklar onların kaldırabileceği güçte durumlar olmamaktadır. İnsanlar genelde bu tarz büyü destekli yaklaşımları kullanarak öte alemde yaşanan durumları kontrol altına alabileceklerini hatta geleceği öğrenebileceklerini zannetmektedirler. Fakat göz perdesi kalkan insanların karşılaştıkları durum onları büyük bir korkuya ve aklını yitirmesine sebep olmaktadır. Allah insanların gözlerine bu yüzden perde çekmiştir. Belirli bir düzen dışında yaşayan varlıkların insanlara gözükmesi herkesin kaldırabileceği bir durum değildir. İnsanlar madde aleminden, ruhların ve nefislerin alemini görme imkânı sağladığında bir anlık şoka girebilir. Çünkü bu alem kontrol altına alınabilecek bir yer değildir.

Bunun dışında geleceği tahmin etmek için birçok kehanette bulunan ve çoğu insanı bu şekilde kendine inandırmış kişiler vardır. Nostradamus, Baba Vanga, Rasputin ve birçok kâhin gelecek ile ilgili bilgiler vermeye çalışmışlardır. Bununla ilgili videolarım yayında. Açıklama kısmından linklere ulaşabilirsiniz… Ama bu bilgileri verenler şunu unutmuşlardır. Gaybı Allah’tan başka kimse bilemez. Dolayısıyla biri benim kalp gözüm açık size geleceği gösterebilirim diye bir iddia da bulunuyorsa o kişi şarlatandan başka bir şey değildir. Göz perdesi ile alakalı yerli ve yabancı filmlere rastlayabilirsiniz.Göz perdesinin ilahi boyutunda herhangi bir problem yoktur.  Allah’ın Rasulü Hz. Muhammed (s.a.v.) :

 “Eğer ki, Adem oğlu Ruhların ve nefislerin makamı olan âlemin (alemi melekuttaki) zevklerinitatmış olsaydı, dünyadan (kalbi) meşguliyetini keserdi.” diye buyurarak alemi melekuttaki ilahi nurların zevkinden haber vermektedir.

Bunu tadanlar, bunun şahitleridir.

Fakat iş göz perdesini değişik yollara başvurarak açma peşine düşenlerde yaşanmaktadır. Şu unutulmamalıdır ki göz perdesi Allah’ın izni ile açılmaktadır. Allah’ın izni olmadan bu perdeyi açmak için büyü yapanlara Allah başka alemleri göstermektedir. Bu yüzden çoğu insan kafayı yemiştir. Burada sizlere göz perdesi büyü ile nasıl açılır şeklinde bir anlatıma girmeyeceğim. Kendimin tasvip etmediği bir durumu sizlere anlatmak hem büyük bir vebalin altına girmek hem de büyük günaha girmek demektir.

Dedik ya insanlar kalp gözünü açmak için çeşitli yollar denemektedir. Bunlardan biri de brezilya ve peru da yetişen ayahuasca bitkisidir. Bu bitkinin çayı ile insanların öte aleme gittiği ve kendisi ile yüzleştiği belirtilmektedir. Hatta ünlü oyuncu Lindsay Lohan bu çayı içtikten sonra ölüp yeniden dirildim diyerek çok şey gördüğünü anlatması bu çaya olan ilgiyi de arttırmıştır. Tabi bizim ünlüler boş durur mu hemen bu çaya akın etmişlerdir.

Bu bitkiyi şöyle açıklayalım.

Bu bitkinin kalp gözünü açtığı söylenmekte ve işin sırrının da içinde bulunan dmt molekülü olduğu belirtilmektedir.

Peki DMT nedir?

Dmt iki gözümüzün orta hizasında, alın boşluğumuzda bulunan epifiz bezinin sadece doğum ve ölüm anında fazlaca salgıladığı bir moleküldür.

Tüm memeli hayvanlarda ve bazı bitkilerde bulunmaktadır. Embriyo halindeki bir bebeğin sekiz haftaya kadar salgıladığı bir sıvı. Ölünce hayatımızın film şeridi gibi gözümüzün önünden geçmesini sağlayan sıvı. Hani bebekler için onlara başka varlıklar görünür derler ya işte onunda bu salgılanan molekülden dolayı olduğu söylenir.

Dmt molekülü vücuda ayahusca çayı içerek alındığında mistik zevk ve ruhani tecrübelere neden olup zihin açıcı, algı değiştirici, diğer alemlerle iletişim kurucu tesirlere yol açmaktadır. Bu maddenin yuvası epifiz beziyse de kimileri tarafından kalp gözü, gönül gözü veya üçüncü göz olarak adlandırılmaktadır.Şamanların çok eskilerden beri şifa niyetine kullandığı ayahuasca bitkisi, İngiltere ve Amerika da yasal olmamasına rağmen önde gelen psikologlar, psikiyatrisler ve bilim tarafından incelenmektedir. Bunun dışında birde bildiğiniz üzerlik tohumu var fakat ona girmeyeceğim yoksa video çok uzayacak…

Osmanlı devletinde kalp gözünü açmak için bir mühür ya da tılsım hazırlanır ve bu mührün üzerine okunacak duanın neler olduğu belirtilirdi. Tabi bu aleni şekilde yapılan bir iş değildi. Fakat kalp gözünü açmak için bu duayı okuyanların karşılaşacağı varlıklara karşı hazırlıklı olması da istenirdi. Bu şekilde kalp gözünü açmaya çalışıp ta deliren birçok insan mevcut Osmanlı devletinde.

Kalp gözünün açılması için her zaman takvaya ermiş insan olmaya gerek olmayabiliyordu. Allah’ın isteği doğrultusunda bazı kullarına kalp gözü açılabiliyordu. Gerçek yaşamdan şöyle örnekler verelim.

Otuzlu yaşlarda aramızdan ayrılan ve sırlarını benimle paylaşan bir dostumun gözleri aralık idi. Hacı bayram camisinde namaz kıldığı günlerde, cemaatin arasında veya cami avlusunda, başkalarının hiç farkında olmadığı nur yüzlü insanlar gördüğünü ve onların ellerine sarılıp öptüğünü anlatırdı. Hatta bir seferinde birinin elini öperken, yanında olan babasının “Oğlum ne yapıyorsun sen kendi kendine, yoksa kafayı mı yedin?” dediğini söylemişti.

Bu dostum yine bir gün; “Abi, iki gecedir evime gelen kayınbabam ‘Yanıma geleceksin” diyor. Bu ne demek? Kayınbabam öleli yıllar oldu. Yoksa ben de mi öleceğim?” diye sormuştu gülümseyerek…

Ruhların dereceleri farklı olduğu gibi, özgürlükleri de farklıdır. Kimi yüksek ruhlar, cesetlerinden ayrıldıktan sonra daha etkin olurlar. Çünkü, dünya telâşeleriyle de uğraşmaktan kurtulmuşlardır. Buradaki olay bir rüya olmadığına göre, vakit yakın olmalıdır da. Acaba kayınbabanın yanına hangi sebeple gidilecektir? Akla gelen binbir türlü ölüm nedeninden hangisiyle emanet teslim edilecektir? Trafik kazası mı, iş kazası mı, kalp krizi mi, beyin kanaması mı, banyoda düşerek mi, yoksa kör kurşuna hedef olarak mı vs., hangisi hangisi???…

Bir diğer hikaye ise şöyle;

Vaktiyle bir mezarcı, vefat eden bir ağa için çukur kazdığında, gözlerinin perdesi kalkar ve korkunç bir manzarayla karşılaşır. Mezarın içi, dünyada benzeri olmayan ürkünç yaratıklarla doludur. Orayı derhal kapatır ve başka bir yere kazar. Durum ikinci mezarda da aynıdır. Orayı da kapatır ve üçüncüsünü kazar. Bunda da bir farklılık olmayınca “Kabir, ya Cennet bahçelerinden bir bahçe veya Cehennem çukurlarından bir çukurdur.” Hadis-i Şerif’ini hatırlayıp bir başkasını kazmaktan vazgeçer.

Ağanın cesedini getirip kabire koyduklarında, cesede üşüşen yaratıkları gören mezarcı düşüp bayılır. Oysa diğer insanlar hiçbir şeyin farkında değildir. Ağanın yakınları mezarcıyla yakından ilgilenir ve “Ağamızı çok seviyordu da ölümüne bu kadar üzülüp düştü bayıldı herhalde” diyerek izzeti ikramda bulunurlar. Fakat kendine gelen mezarcının ağzını bıçak açmamaktadır. Hiçbir söz etmez ve bir daha mezar da kazmaz…

Aradan bir süre geçer ve mezarcıya tekrar ricada bulunurlar; “Bir garip öldü. Kimi kimsesi de yok. Mezarını senden başka kazacak kimse de yok. Gel inat etme de bir hayra gir!”… Bizimkisi ısrarlara dayanamaz ve kazmak zorunda kalır. Fakat bir de ne görsün; mezarın içi dünyada benzeri olmayan çiçeklerle dolu ve anlatılamaz güzellikte kokmaktalar. Yukarı çıkmadan önce bir tanesini koparayım der. Fakat ne mümkün; bütün gücünü harcadığı halde çiçeği koparamamıştır. Bir daha mezar kazmayan, suskunluğunu sürdürüp duran ve elleri hep burnunda gezen mezarcının dilini yirmi yıl kadar sonra birileri çözmeyi başarır. O da başından geçenleri anlatır ve; “İşte o koparamadığım çiçek vardı ya, onun eşi benzeri olmayan kokusu yirmi yıldır elimden gitmez. Bundan dolayı hep elim burnumda gezerim.” Diye anlatmıştır.

Bu ve buna benzer birçok hikaye mevcuttur. Birde olaya diğer canlılar nezdinde bakalım.

Bizim görmediğimiz durumları olayları acaba başka canlılar görebiliyor mu? Bunun cevabı evet. Dünyamızda bizim görebildiğimiz birçok canlı yaşamaktır. Bu canlılar dünyayı bizim görebildiğimiz şekilde görmemektedirler. Birçok hayvanın duyu organları insanlara göre daha da gelişmiştir. Örneğin arının göz yapısı, karıncanın göz yapısı, kedi ve köpeklerin göz yapısı vb.  Hayvan besleyen insanlar çoğu zaman hayvanlarının anlamsız tepkilerde bulunduğundan bahsederler. Bu duruma neyin sebep olduğunu anlamadan hayatlarına devam ederler. Fakat hayvan bir şey görmüştür ve buna tepki veriyordur. Örneğin bir köpek sabah ezanı okunmaya başladığı anda birdenbire havlamaya ve ulumaya başlar. Bu anlamsız davranış çoğu kişi için bir rahatsızlık durumudur ve rahatsızlığı meydana getiren hayvanı uzaklaştırmanın iyi bir fikir olduğunu düşünürler. Fakat aslında durum çok farklıdır. Bu hayvanlar sabah ezanı ile birlikte etrafa kaçışan ve ezan sesini duymamak için saklanacak bir delik arayan cinleri ve şeytanları görmektedirler. Bu örnek ile ilgili bilim adamlarının yapmış olduğu araştırma ise şöyledir. Köpekler belli bir saatten sonra sessizleşen ortamın etkisiyle rahatlar. Sabah ezan sesinin hoparlörlerden yankılanması sessizleşen ortamda bir anda yüksek ses olarak köpeklerin kulaklarında hissedilir. Köpekte havlayarak ve uluyarak bu sesi ortadan kaldıracağını zanneder. Bu durum ambulans ve sirenler içinde geçerlidir.

Devam edecek olursak;

Peki insanlar farklı boyuttaki canlıları görebilmek için bu kadar çaba sarf ediyorken diğer taraftaki varlıklar bizi görebilmek için herhangi bir çaba sarf etmiyor mu? Bunun cevabı ise şöyledir. Öte alemde yaşayan varlıklar madde aleminde değil enerji alemindedirler. Onlar bu formda oldukları için bizleri görebilmektedirler. Belki bu videoyu size anlatırken bile yanımdan bir varlık geçiyor olabilir. Peki bu varlıklar neden bize zarar vermiyorlar gibi bir soru aklınıza gelebilir.  Bu varlıklardan cinlere örnek vermek gerekirse bu varlıkların bizlere saldırabilmesi için ilk önce bizim alemimize geçiş yapması gerekmektedir. Tabi herkese musallat olamayan bu varlıklar,  Ancak, doğuştan medyumluk özelliği olan insanlarla muhatap olabilir veya bünyesinde bir menfez, bir açık, bir rahatsızlık bulunan kişilere musallat olurlar. Bu kişiler de genellikle içine kapanık, korkak, çekingen, psikolojik olarak dengesiz, şizofreni ve beyin yönünden bir rahatsızlığı olan kişilerdir.Cinler, kendi alemlerinden şehadet alemine devamlı kalmak üzere geçemez. Muhakkak belli bir zaman sonra geri dönmek zorundadır. Nasıl ki, komaya giren bir insanın belli bir zaman sonra uyandırılması gerekiyorsa veya suya giren bir insan belli bir müddet sonra sudan çıkmak zorundaysa, cin de bir vakit sonra kendi alemine dönmek zorundadır. Tek imkânı vardır oda, ya medyumluk özelliğe sahip manyetik enerjili bir insan bulmak ve onunla muhatap olup enerjisinden istifade etmek, ya da onun içine girip bir müddet vaziyeti idare etmek, veyahut zayıf ve hasta bünyelerden enerji hırsızlığı yapmak ya da herhangi bir sinek, böcek vs. hayvanın içine girip zaman kazanmaktır.

Görüldüğü üzere dünyamızda birçok boyut vardır ve bu boyutlarda birçok varlık yaşamaktadır. Uzmanlara göre dünya da 3 boyut varken bazı İslam alimlerine göre de dünya 5 boyutludur. Birazda bunlara değinelim.

Dünya üzerinde aynı anda aynı yaşam boyutlarında ÜÇ boyut vardır. Birinci boyut; bizlerin yaşadığı boyuttur. İkinci boyut; başka varlıkların yaşadığı boyuttur. Üçüncü boyut ise, bu dünyada ölen varlıkların yaşadığı boyuttur.

Bazı İslam âlimlerine göre, genel olarak hayatın boyutları beş çeşittir:

Birincisi: Bizim hayatımızdır. Yemeye, içmeye, havaya suya vb. şeylere muhtaç olarak yaşarız. Onlar olmadan yaşayamayız.

İkincisi: Hazret-i Hızır ve Hz. İlyas’ın hayatlarıdır ki, bir derece serbesttir. Yani, bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler. Varlıklarını sürdürmek için, bizim gibi -sürekli bir şekilde- gerekli hayat şartlarına bağlı kalmaya mecbur değiller. Bazen, istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur değillerdir.

Üçüncüsü: Hazret-i İdris ve Hz. İsâ’nın hayat boyutlarıdır. Bu hayat boyutuna geçenler, insanların duyduğu ihtiyaçları duymazlar. Melek hayatı gibi bir hayata girerek nuranî bir letâfet / bir incelik, bir şeffaflık kazanırlar. Âdetâ misalî bir beden gibi incelip şeffaflaşmış ve parlayan yıldızlar gibi nuranileşmiş olan dünyevî cisimleriyle semâlarda bulunurlar. 

Dördüncüsü: Şehitlerin hayatıdır. Bizzat Kur’an’ın tasdikiyle, şehitlerin hayatı, kabirde yatan diğer insanlardan farklı ve daha üstün bir hayatları vardır.

Beşincisi: Normal ölülerin kabirdeki / berzahtaki ruhanî hayatlarıdır. Evet, ölüm, tebdil-i mekândır / yer değiştirmektir, ıtlak-ı ruhtur / ruhun beden kafesinden çıkıp daha özgür hale gelmesidir, vazifeden terhistir; idam, adem / yokluk ve fenâ / hiçlik değildir.(bk. Nursi, Mektubat, Birinci Mektup, s.5-7).